Monday, May 21st

Last update:04:20:56 AM GMT

KISA KISA:

SEKTÖRDEN HABERLER

Türk Damak Tadını Dünyaya Tanıtıyor

turk_maliKardeşleriyle birlikte Almanya’nın en büyük Türk gıda toptancılarından biri olmayı başaran iş adamı Mustafa Balkan, peynirden zeytine,  konserveden meyve sularına kadar yüzü aşkın Türk gıda ürününü Baktat markasıyla dünyaya tanıtıyor. Dünya genelinde 46 ülkeye ihraç yapan Baklan. Almanya’da her ne kadar ithalatçı şirket konumundaysa da dünya ticaret şampiyonu bu ülkenin satışlarına yaklaşık 25 milyon Euro’luk ihracatla katkıda bulunuyor.

İlk Gün 60 Kelime Ezberledigida

Bu gün bir gıda devine yön veren Baklan, 1972 yılında babasının önerisi ve teşvikiyle Almanya’ya gitmiş “Çorum da sağlık kolejini kazanmıştım babam Almanya daydı. Bana Türkiye’de bir memurun maaşıyla geçimini ancak sağlayabilirsin, seni buraya getireyim burada okutayım dedi. Çıktım gittim, birinci nesil işçi kesimi. Hemen herkes aynı şartlarda, aynı zorluklarla çalışıyor. Buradaki hallerini gördüğümde geldiğime üzüldüm.

Buna rağmen Türkiye ye dönmeyi düşünmemiş. İlk işi Almanca öğrenmek olmuş. “Geldiğim akşam bir milyona kadar Almanca sayı saymasını öğrendim ve 60 Almanca kelime ezberledim. Çünkü bir gün sonra sokakta karşılaşacağım insanlara gitmek istiyorum, gelmek istiyorum, inmek istiyorum, ekmek almak istiyorum gibi basit ihtiyaçlarımı anlatabilmem gerekiyordu. Bunu başarma hırsı vardı içimde.
O sıralar babası Mercedes fabrikasında çalışıyormuş. Aylık maaşı da 900 mark imiş. “bu parayla hem bana hem de diğer beş kardeşe bakması çok zordu. Beni 4.500 mark değerinde altı aylık Almanca kursuna yazdırmıştı. Babamın bu desteği beni duygulandırmıştı. Ancak o kadar az para kazanan aileme yük olmak istemedim. Kendisine “ Baba ben gündüzleri çalışacağım, size yardım edeceğim” dedim. Akşam okuluna başladım. Böylece hem okuyup hem çalışarak Almanya’daki yaşantım başlamış oldu. Lisan kursunun ardından kaynakçılık mesleğini öğrendim.”

6-7 Ay İşsiz Kaldı

Gıda işine girmeleri tesadüf olmuş. “o sıralar Türkiye’den sebze halinden çalışmaya gelen akrabalarımın tercümana ihtiyaç oldu. Halde tanıdığım o şirketin müdürü , “yanımızda çalışırsan yetişkinlerin maaşını veririm sana” dedi. Böylece çalıştığım işi bıraktım ve sebze halindeki yeni  işime başladım. Yine o sıralar paketleme işine de girdim. Bu işte ustabaşı oldum. Paketleme kendi başına bir meslekti.  Daha sonra paketin yanı sıra satış bölümüne geçtim. 1987 yılına kadar yani bazı sorunlar çıkıp, işten ayrılana kadar bu şekilde devam ettim.” Diyen Baklan, 6-7 ay işsiz kalmış ve işsizlik parası almış. Ancak hayatına yön vermesi gerekiyormuş.Kardeşiyle bir araya gelip neler yapabileceklerini düşünmeye başlanışlar. Yani “Almanya sosyal ülke, nasıl olsa bize bakar” kolaylığına kaçmamışlar.

Gıda İşinden Anlıyor

Bir de Pazar araştırması yaptıktan sonra, gıda işinde karar kılmışlar. Bunda, 1982 yılında bedelsiz ithalattan yararlanarak Türkiye’ye götürdükleri kamyon ve traktörlerin önemli rolü olmuş.

“Türkiye’ye götürdüğümüz araçların bir kısmını sattık, bir kınsıyla da nakliyeciliği başladık. Bu işe girmemizin sebebi de, nakliye araçlarının çok cüzi bir fiyatla Almanya’ya geliyor olmasıydı. Gıda işinden da anlıyoruz. “en iyisi biz kendi malımızı getirelim burada satalım dedik. Bu şekilde  Mennheim ‘da deposuyla birlikte bin metrekare bir yer kiraladık. Almanya’nın belki de ilk sayılacak Türk marketini açtık. O zamanlar buradaki Türkler, Türk gıdalarını çok pahalıya satın alıyorlardı. Uçakla veya arabayla ancak cüzi miktarda malı Türkiye’den getirebiliyorlardı. Marketi açtığımızda 80-100 km çevreden insanlarımız gelip alışveriş yapardı. 600 metrekare marketin 150 alışveriş arabası vardı. Ancak hafta sonları o kadar yoğun müşteri olurdu ki, onları sırayla içeri alabilirdik. Çünkü marketin içinde hareket edecek yer kalmazdı. Biri alışveriş arabasıyla dışarı çıkacak, ancak ondan sonra yeni bir müşteri  içeri girecek. Sinema girişi gibi,,,”

İlk Paketleme Yapan Firma

Bu yoğun talebi karşılayabilmek için, Türkiye’deki mal alımını çeşitli bölgelere yaymışlar. Önce Ankara toptancısını denemişler, “Sonra orası uzak” deyip, İstanbul a yönelmişler. Ama nedense, mal sevkiyatında sürekli sıkıntılar oluyormuş. Bir defa iyi mal geldi mi, ikincisinde ya bozuk ya da tarihi geçmiş veya onlara gösterilenlerin dışında mallar yollanıyormuş. Parasını peşin ödedikleri halde bu tür sevkiyatlar, onları epeyce zarara sokmuş. Sonra kardeşler olarak bir araya gelip, buna çare aramışlar ve Türkiye de kendi mallarını üretme kararı almışlar. İlk fabrikaların da 1987 yılında Çorum da açmışlar. Kuru bakliyat ve çerezi, Baktat markasıyla pakete koymuşlar. Bu alanda ilk paketleme yapan firma olduklarını söyleyen Mustafa Baklan, Avrupa paket normlarını bilmesinin, Baktat ın bu günkü başarısında çok önemli rol oynadığının altını çiziyor. Baklan, “bir insan öğrendiği mesleği yaparsa, başarı orada yakalanıyor. Çünkü bir ara tekstile girdik. Ama o kadar uğraşmamıza rağmen yedi yıl sadece işçilerin maaşı için çalıştık. Daha sonrada yürütemedik. Demek ki o bizim mesleğimiz değilmiş. “İşi ustalarına bırakalım” dedik.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi eylül 2011 sayısından alınmıştır.

En Modern AVM’ler Tekstilcilerin Eseri

sehirTekstilciler, sektörde azalan karlar ve artan rekabetin onları daha karlıalanlara yöneltmesi yatırımları ise çarşı ve AVM’ler kurmak. Bu eğilim bugün Türk parekende dünyasına Akmerkez , Capitol, İstinyepark gibi AVM markalarını kazandırdı. Tekstilcilerin ticari gayrimenkul geliştirmedeki yatırımları bunlarla da sınırlı kalmayacak. Yeni AVM ler yolda.

Bölgelerinin En Büyük Yatırımları

Boyner grubu bir süre önce  1970’lerdeYenibosna’da kurulan fabrika arazisinin karşısındaki arsaya Ülker Grubu ile birlikte StarcityAVM’yi inşa etmişti. İstanbul’da inşaatı devam eden bir diğer proje ise Özdilek Grubuna ait. Kanyon ve Metrocity arasında kalan eski Roche ilaç arsası üzerindeki otel, rezidans ve alışveriş merkezi olarak planlanan Özdilek’in yeni projesi 36 bin metrekarelik arazide yükseliyor. 2013’de bitirilmesi planlanan proje, “Özdilek Plaza” adını taşıyor. Proje 37 ve 38 katlı iki kule ile bloklar arasında kurulacak AVM’denoluşıyor. Yine Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinin en büyük alışveriş merkezi yatırımı da bir tekstilcinin yapmış olması bu  konuda oldukça manidar. Toplam 145 bin metrekarelik inşaat ve 57 bin 223 metrekarelik kiralanabilir alana sahip olan Sanko Park AVM 4 kat olarak 26 bin 264 metrekarelik bir alan üzerine kuruldu. Sanko Park, bölgedeki ilk buz pisti, eğlence ve sağlık merkezleriyle de ilklere imza atıyor. AVM için 160 milyon dolar para harcanmış.
İkitelli bölgesinde inşa edilen 212 İstanbul’da böyle bir hikayeye sahip. Edip İplik, fabrikasını Trakya’ya taşırken arsanın üzerine “212 İstanbul” alışveriş merkezini kurmuştu. Toplam inşaat alanı 230 bin metrekare olan “212 İstanbul” 114 milyon euroluk yatırımla hayata geçti.

Alanda Tekstilci Satan Da    

Ama şüphesiz yeni yatırımların en sonuncusu olan AVM, aynı zamanda üzerinde en çok merdivenkonuşulacak alan AVM.
Merter’deki Vakko arazisini alan Colins’in sahibi Nurettin Eroğlu, Doğa Şehircilik ile ortak olarak başlattığı karma projesinde, hem otel, hem konut, hem de AVM yapıyor. Projeyi iddialı kılan tek unsur lokasyonu değil. Platform Merter projesi içerik olarak da tekstilcilerin AVM çıkarmasına son noktayı koyacak bir mihenk taşı olmaya aday.
40 dönümlük eski fabrika arazisi 56 milyon dolara eldeğiştirdi. Arazi üzerine 110 milyon dolarlık yatırımla bünyesinde alışveriş merkezide bulunan karma bir proje yapan şirket, daha önce de Tekirdağ’da TekiraAVM’yi yapıp Corio grubuna satmıştı.

Fonlar Karlı Yatırım Arıyor

JonesLangLaSallle Türkiye Başkanı AviAlkaş’da, tekstilcilerin AVM yatırımlarında, kandi çarşısını kurmaktan ziyade, gerek tekstildeki daralma, gerek oluşan fonların daha karlı görünen AVM yatırımlarına yönelme amacı taşıdıklarını belirtti. Alkaş önümüzdeki dönemde parakende yatırımlarında, tematik ve ayrışma peşinde farklı içeriliklerle, eğlence ve hoş vakit geçirme vurgusu ön plana alınmış AVM’lerin çoğalacağını da ifade etti. Alkaş Türkiye’de toplam AVM alanı 7 milyon metrekareyi geçti ve bu süreç bir süre daha devam edecek.
Bu süreçte cadde mağazacılığı önemini korumaya devam ederken, özellikle geçmişten günümüze uzanmış bölgelerde yeni kent merkezi oluşumları ve dönüşümleri de göreceğimizi” öngörmekteyim dedi.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi eylül 2011 sayısından alınmıştır.

Doğa Da Elektrikli Araçları Bekliyor

arelkt2020 yılında toplam binek araç üretiminin % 2 ila 5’ini sadece elektrikle çalışan araçlar oluşturacak. Petrole bağımlılığı azaltan ve çevreyi temiz tutan elektrikli araçlar altyapı çalışmaları tamamlandığı takdirde yakın bir zamanda tüm Türkiye sokaklarında görülebilecek.

Petrol fiyatlarının oldukça fazla arttığı günümüzde birçok araç sahibi elektrikli araçları dört gözle bekliyor. Öyle ki 2020 yılının elektrikli araçların yılı olacağı ifade ediliyor.

Otomotiv sektörünün dünya genelinde 8 milyar ton ile küresel ısınmanın en büyük nedeni olan karbon emisyonunun yüzde 15’inden sorumlu olduğu düşünülürse, elektrikli araçlara geçişte temel arabaetmen çevreyi koruma olacak. Fosil yakıtlarının fiyatlarındaki dengesizlikler ve enerji bağımsızlığı gibi diğer etkenlerde alternatif ve yenilenebilir enerji kaynaklarına geçişi hızlandıracak.

2020 sadece elektrikle çalışan araçların toplam binek araç üretiminin yüzde 2 ila 5’ini karşılayacağı dile getirilirken, elektrikli araçların büyük ölçekte üretimini sağlamak, etkinliği arttırmak ve tüketici maliyetini düşürmek için Ar-Ge yatırımlarının devam etmesinin şart olduğu vurgulanıyor.

Petrol Yerine Elektrik Cezbediyor

Benzinli araçların maliyeti elektrikli araçlarla kıyaslandığında aracın türüne bağlı olarak 7 bin ile 20 bin dolara arasında daha yüksek. Tüketiciler için elektrikli araçları cazip kılacak en önemli unsur ise petrol yerine elektrik kullanarak sağlanacak tasarrufun yüksek araç maliyetini çok çabuk amorti edebilmesi olacak.

Elektrikli araçlar yayılmaya devam ettikçe, yeni araçların piyasaya sürülmesinde sektörde büyük değişiklikler olacağı öngörülürken şarj istasyonlarının yaygınlaşması ihtiyacının yanı sıra otomobil sahibi olma sürecinde geleneksel iş modellerinde köklü değişikliklerin de göz önünde bulundurulması gereği belirtiliyor.

elektrikDeloitte, Avrupalı tüketicinin elektrikli araçlara yaklaşımını öğrenmek için 7 ülkede kapsamlı bir araştırma yaptı. Deloitte’un  Küresel Üretim Sektörü Grubu’nun yürüttüğü araştırmaya göre, benzin fiyatları yükseldikçe tüketicinin elektrikli araçlara ilgisi artıyor.

Ancak bu araçların satılabilmesi için tüketicinin performans kriterlerini karşılamaları ve fiyatlarının da çok yüksek olmaması gerekiyor.

Tek Dezavantaj, Kısa Menzilli Sürüş

Piyasada bu araçların yayılmasını yavaşlatacak önemli zorluklarda bulunuyor.
Bu konudaki en önemli etken ise motor ve gücü motora taşıyan batarya takımı oluşturuyor.

Hibrit gibi elektrikli araçların bazı türleri sürüş mesafesini uzatacak benzin motoruna sahip olsa da sadece elektrikle çalışan araçlar yalnız batarya takımının sağladığı sürüş mesafesine bağlı çalışıyor. Bu sınırlamaya karşılık olarak çok daha güçlü ve etkin bataryalar geliştiriliyor.

Hiç Karbon Emisyonu Yok

Karbon emisyonlarının düşürülmesinde lider olan Avrupa Birliği, 2015 de karbon emisyonlarının 120g/km sınırında kalması için yeni önlemler alıyor. 2012 yılında üretilen araçların yüzde 65’inin yeni standardı yakalaması zorunlu hale getiriliyor. Elektrikle çalışan araçlar ise hiç karbon emisyonuna neden olmuyor. Ancak yetersiz altyapının da elektrikli araçların yayılmasını geciktiren önemli unsurlardan biri olarak gösteriliyor.

Türkiye’nin Hedefleri

Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün özellikle elektrikli otomobil üretiminin 2011’den itibaren devreye girmesiyle birlikte diğer  araçlara göre vergi konusunda  daha cazip hale getirmek  gerekeceğini bildiriyor. Bakan Ergün Türkiye’de otomobillerde özel tüketim vergisinin son derece yüksek olduğunu dile getirerek, dünyada çevreye duyarlı  araçlarda vergilerin düşük olması yönünde bir eğilim olduğunu, elektrikli araçların çevreye duyarlı araçlar olduğunu ve bu araçlarda karbondioksit salınım gazının sıfır olduğunu ifade ediyor.

Yan Sanayi, Üretime Hazır

Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD)  Genel Sekreter Yardımcısı Cüneyt Kalkan ise bayanelektrikli otomobil parçalarının üretimi konusunda yan sanayinin üzerine düşeni yapabilecek güce sahip olduğunu kaydediyor. Kalkan Türk Otomotiv yan sanayisinin, yüzde 90’ını Türkiye’de üretilebilecek teknoloji ve kapasiteye sahip olduğu bilgisini veriyor ve ekliyor, “Elektrikli araçlarda 5-6 bin parçanın büyük kısmının Türkiye’den tedarik edilmesi daha makul olacak, yan sanayimiz, ileri teknoloji ürünü araçlara parça tedarik edebilecek potansiyele sahip”

Elektrikli Araçlar Caddelerde

Geçtiğimiz günlerde Renault’un elektrikli araçları Kangoo Express Z:E ve Fluence Z.E’nin satışa sunulmasından önce İstanbul’da test sürüşü gerçekleştirildi.
Araçların test sürüşünde konuşan Renauld Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar, bu çalışmayla ‘teknolojik devrim’ dedikleri bir gelişmenin gerçek uygulamasını gördüklerini kaydetti.

Aybar, bugüne kadar hep fosil yakıt kullanan araçlarla trafikte olmayı sürdürdüklerini ve hala sürdürmeye devam ettiklerini dile getirerek, buna bir ek yenilik geldiğini, sadece elektrik enerjisi kullanan araçların artık trafikte görülmeye başladığını söyledi.
İbrahim Aybar, bu araçların özellikle petrole bağımlılığı azaltması yönüyle ve çevreyi temiz tutan özelliği ile otomotiv sektöründe önemli bir yeniliğin görülmeye başladığını ifade etti.

Uygun Altyapı Gerekiyor

Bu araçların yakın bir zamanda tüm Türkiye sokaklarında görülme şansı olacağını, bunun için alt yapı çalışmalarının hazırlanması gerektiğini belirten Aybar” Bu teknoloji, elektriğin olduğu her yerde  şarz edilebilen  bir teknoloji. Buna uygunda altyapı gerekiyor. Belediyelerin, altyapı tamamlamamızda öncü olmaları halinde bütün Türkiye’de bu araçların kullanılması mümkün olacak. Şehirlerde altyapının kurulması ve öncelikle şarj istasyonlarının ortaya çıkmasına ciddi ihtiyaç duyuyoruz” diye konuştu.

İnanılmaz Bir Ekonomi Sunuyor

İbrahim Aybar, toplumda bu araçlara karşı ciddi ve haklı bir beklenti olduğunu belirterek araçların ‘inanılmaz bir ekonomi sunduğunu anlattı. Bugün 100 km.lik bir mesafenin benzinli araçla 30 liraya, dizel araçla 20 liranın üzerinde bir maliyetle gidilirken, elektrikli araçla aynı mesafenin 2,5 liraya gidilebileceğini, bununda çevre temizliğinin yanında oldukça büyük bir ekonomik tasarruf getirdiğini söyledi.

185 Km.lik Batarya 4,5 Liraya Dolacak

Aybar ‘Elektrikli Fluence’in 185 kilometrelik bataryası 4,5 liraya doldurulacak. Bu işlem gece yapılırsa elektrik faturası 100 km için 1,5 lira, 185 km. için de 2,5 liraya düşecek’ de di.

Elektrikli otomobillerin şarj edilmesi için alışveriş merkezlerinde, benzin istasyonlarında, otoparklarda şarj istasyonları olacağını bildiren Aybar, otomobillerini evlerinde şarj etmek isteyenlerin ise kendi sayaçlarından otopark alanlarına hat çekilmek suretiyle bunu gerçekleştirebileceklerini söyledi.

Avrupa’dan 3 bin Türkiye’den 600 Sipariş

Elektrikli otomobillerin periyodik bakımının iki yılda bir yapılacağını belirten Aybar, yılda 12 bin kilometrenin aşılması durumunda fosil yakıtlı araçlara göre ciddi bir avantaj elde edilmeye başlanacağını söyledi.

Şu ana kadar İstanbul’da 5 noktada şarj istasyonlarının kurulu olduğunu dile getiren Aybar, yıl sonuna kadar bu sayının 20’ye ulaşacağını anlattı.

Aybar, Türkiye’de üretilecek Elektrikli Fluence için bu güne kadar Avrupa genelinde 3 bin addet sipariş alındığını, Türkiye siparişinin ise 600 civarında olduğunu kaydetti.

Gümüş Altın Yılını Yaşıyor

gumusssGümüşe olan talep artışı yatırımcıların rotasını gümüşe çevirdi. Gümüş uluslar arası piyasalarda son 31 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Piyasada gümüş bu yıl en fazla değer kazanması beklenen varlık ve gelecek on yılın yatırımı olarak gösteriliyor. 11 Nisan 2011 de 41.93 dolar/ons seviyesini gören gümüşün bazı tahminlere göre yıl sonuna kadar 50 dolar/ons’a ulaşması bekleniyor.

Uluslar arası piyasalarda, son 31 yılın en yüksek seviyesine ulaşan gümüş, 2011 başı itibariyle zirve yaptı. 2010’da başlayan ve yüzde 80’i bulan görkemli yükselişin ardındaki başlıca neden gümüş yatırım talebine olan artış. Yatırımcıların güvenilir sığınak olarak gördükleri altının fiyatı katlanırken, gümüş fiyatı altını geçti. Altın alım gücünü zorlarken kadınlar, takıda rotayı gümüşe çevirdi. Hindistan’da bile halk altın yerine gümüşü tercih eder oldu. Gümüşe artan talep yatırımcıları da harekete geçirdi. Piyasada gümüş bu yıl en fazla değer kazanması beklenen varlık ve gelecek on yılın yatırımı olarak gösteriliyor.

Talebin Yüzde 80’i Güneş Enerjisi İçin

Londra altın borsası verilerine göre Ekim 2008’de gümüşün ons fiyatı 9.01 dolar iken, Eylül 2010 itibariyle 20 dolara çıktı. Gümüşün endüstride  de kullanılıyor olması da uluslar arası yatırımcıların ilgisini çeken önemli bir unsur. Özellikle güneş enerjisi sektöründe , güneş pillerinde kullanılması da talep artışında çok önemli bir faktör, Gümüş içeren kristalize silikon fotovoltaik sistemlerinin üretimi, gümüşe olan talebin yüzde 80’ini oluşturuyor. Endüstri uzmanları, bu sektörün gümüşe olan talebin 2012’ye kadar 1.700-2.000 tona kadar çıkabileceğini söylüyor.

Öte yandan önemli bir ihracatçı konumunda olan Çin’inde talebi arttırması bekleniyor. Analistlere göre bu durum, fiyatları da pozitif yönde pozitif yönde hareketlendirecek, Çin 2007 yılında gümüş ihraç eden ülke konumundan, gümüş ithal eden ülke konumuna geldi. Ülkede gümüşe olan endüstriyel talep oldukça güçlü ve büyümeye devam ediyor. Gümüş fiyatları ile ilgili araştırma raporu yayımlayan Alman Commerzbank AG, gümüşün özellikle artan altın fiyatlarıyla yukarı taşınacağını ve global toparlanmanın endüstriyel talebi arttıracağını öngörüyor. Raporda ayrıca 2011 yılının bu kıymetli metal açısından parlak bir yıl olacağı da belirtiyor.

Endüstriyel Gümüş Talebi  

Öte yandan dünya genelinde her geçen gün daha fazla yatırımcı, altın ve son zamanlarda altına göre ucuz bir alternatif yatırım aracı olan gümüş rezerv para birimi olarak görülüyor.
Yatırımcıların kağıt para birimlerinden altın, gümüş gibi alternatif sağlam para birimlerine yöneldiğini söyleyen İstanbul altın borsası Bşk.Osman Saraç, “Endüstriden gümüşe yüksek bir talep gelmesine karşın altının endüstriyel talebi aynı ölçüde yüksek değil. Fotoğraf, elektronik, otomotiv sanayi, medikal uygulamalar ve güneş enerjisinden faydalanmada gümüşe gelen talep endüstriyel talebin bileşenleridir. Özellikle Japonya’daki deprem sonrası güneş enerjisi kullanımındaki artış beklentisi endüstriyel gümüş talebini desteklemekte” diye konuştu.

Osman Saraç, gümüş fiyatlarında son yıllarda yaşanan hızlı artışın yakın bir gelecekte gümüş talebinde azalmaya yol açmasının beklenmediğini de belirterek. “Bu yılın Nisan ayı başları itibariyle altın/gümüş rasyosu 36 seviyesinde olup, bu oran sadece 2011 yılı başında 46 seviyesindeydi. Gümüş altına göre daha ucuz bir alternatif ve endüstrinin yanı sıra mücevher imalatında kullanım alanı buluyor. Rekor düzeyde seyreden altın fiyatlarına bağlı olarak kuyumculuk sektöründe altın talebi azalırken gümüş talebinin aynı düzeyde kaldığı gözleniyor. İstanbul Değerli Maden ve Mücevherat İhracatçı Birlikleri’nden alınan verilere göre 2009 yılında 70.5 milyon dolar olan gümüşten mamul mücevherci ve kuyumcu İhracatı 2010’da 88.99 milyon dolara yükseldi” diye konuştu. Dünya genelinde gümüş yatırımda kaydedilen artış. Türkiye’ye de paralel bir şekilde yansıyor. İstanbul altın borsası üyesi bazı bankalarda gümüş hesabı açılabildiğini ifade eden Saraç. “Ayrıca yurt içinde faaliyet gösteren rafinelerimiz yatırım amaçlı olarak külçe gümüş imalatına başlamış durumdalar. Gümüş piyasasının altın piyasasına göre daha küçük bir piyasa olması da metale gelen yüksek yatırımcı talebinin fiyatları altına göre daha fazla etkilenmesine yol açmakta. Gümüş piyasasındaki volatilite altın piyasasına göre çok daha fazla. Gümüşün son on yıllık fiyat artışı, altının değer artışının  yüzde 50 üzerinde. Altında rekor seviyeye ulaşılmasına rağmen gümüş 21 Ocak 1980 tarihinde Londra fiksinginde kaydettiği 49.45 dolar/ons seviyesine henüz ulaşmadı. Bu durumda yatırımcıları gümüşe yatırım yapmaya teşvik eden etkenler arasındadır” şeklinde konuştu.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi nisan 2011 sayısından alınmıştır.

Cebıt 2011'in Yıldızı Tablet Bilgisayarlar

cebit
Avrupanın en büyük teknoloji fuarı CeBIT, geride bıraktığımız Mart ayının önemli etkinliklerinden biriydi. Tüm dünyada ses getiren ürün tanıtımlarına sahne olan fuarın yarattıpı rüzgar tüm yıl boyunca etkili olacağa benziyor. CeBIT'ın bu yılki yıldızı ise hiç şüphesiz tablet bilgisayarlardı.

CeBIT, bir fuar olmakla kalmıyor, teknoloji tirentlerini belirleyen bir etkinlik olarak da her yıl dünyaya damgasını vuruyor. Organizasyonda çoğunlukla kurumsal ağırlıklı teknololi çözümleri sergileniyor. 2011'de bu eğilim değişmedi ürün olarak ise geçen yıl popüler olan cep telefonlarının yerini tablet bilgisayarların aldığını gördük. Geçen yılın gözdelerinden üç boyutlu ürünler bu yıl tabletlerin gölgesinde kaldı. Durumun nedeni çok açık. Her eve girmeyen aday tablet bilgisayarlar, getirdiği ses kadar tüketiciden ilgi görmeyen üç boyutlu ürünlere oranla çok büyük bir ekonomik hareketlilik vadediyor. Tamda bu yüzden CeBIT tabletlrin savaşına sahne oldu. Belli başlı teknoloji üreticilerinin neredeyse tamamı tabletler birlikte ortaya çıkan dev pastadan pay almak için sıraya girdi.

Her Eve Bir Tablet

Büyük hedefler vadeden tamlet pazarına hergün yeni ürünler ekleniyor dersek abartmış olmayız. CeBIT'te 40'ın üzerinde yani tablet tanıtıldı.2011 pek çok tablet teknoloji uzmanı tarafından tabletlerin yılı olarak görülüyor. Uzmanlar fuarda tanıtılan birçok tabletin tüketiciden büyük ilgi göreceğini düşünüyor. Öte yandan bu tabletlerin arasında proje aşamasında kalabilecek ya da piyasaya çıkar çıkmaz geri çekilebilecek, yazılımlardan dolayı uyumsuzluk yaşayabilecek ürünler olduğunu öngörenler de yok değil. Ama genel görüş yepyeni tasarımları, yüksek satış rakkamlarıyla gelip geçici bir heves olmadığını kanıtlayan tablet bilgisayarların masaüstü ve dizüstü bilgisayarların yanında yerini sağlamlaştıran bir katogari oluşturduğu yönünde. CeBIT vesilesiyle bunun birkez daha kanıtlandığını söylemek hata olmaz. Buna karşılık bizlere kısa metinler yazıp, internette sorunsuzca sörf yapma imkanı tanıyan bu renkli oyuncakların dizüstü ve masaüstübilgisayara oaln ihtiyacımızı ortadan kaldırmaığıda çok açık. Ekonomiyi canlandırmasıda tam da bundan. Tabletlerin büyüsüne kapılıp, birtane edinmeniz eskiyen dizüstü bilgisayarlarınızı yenilemenize engel teşgil etmiyor.

Fuarın Gözde Tabletleri

CeBIT 2011'de tanıtılan tabletler arasında en çok dikkat çeken tabletlerden ilki Acer İconia TAB A500 oldu. Bu yeni ürün en çok öne çıkan özelliği hiç şüphesiz tercih ettiği işetim sistemi. Google'nin tabletler için özel olarak hazırladığı Android 3.0 sürümünü kullanacak olan ürün, aynı zamanda Aver'in geliştirdiği kullanıcı arayüzüne de sahip 10.1 inç boyutundaki tablette HDMI çıkışı yer alıyor. Böylece yüksek çözünürlüklü içeriği televizyon yada monitörden izleyebilmek de bümkün oluyor. İconia TAB A500'ün bir diğer önemli özelliği ise NVIDIA Tegra 2'ye yer vermesi. Çift çekirdekli Tegra 2 sayesinde ürün önceki tablet modellerinden daha yüksek performans vaat ediyor. 3G ve WiFi desteği sunan modelin Flash 10.1 desteğine sahip olmasıda önemli bir artı olarak değerlendiriliyor.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi nisan 2011 sayısından alınmıştır.

Sayfa 1 / 2

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Sayaç

Bugün 318
Dün 0
Bu Hafta 318
Geçen Hafta 0
Bu Ay 318
Geçen Ay 0
Hepsi 318

MİNİ ANKET

Derneğimiz hangi konularda etkili olmalı?






Sonuçlar