Türkiye 236 ülkeye 11 bin 717 çeşit mal ihraç ediyor. İhracat rotasını dünyanın farklı noktalarına yönelten ihracatçılar, üretim yapılarını da değiştiriyor. 2002 yılında toplam ihracat içinde doğal kaynağa dayalı ve düşük teknoloji ürünlerin payı %63’tü. Bu oran geçtiğimiz yıl %56’ya düştü. Buna karşılık toplam ihracatta orta ve ileri teknoloji ürünlerin payı %44’e yükseldi.
1980’li yıllarda ihracat seferberliğine başlayan Türkiye, Cumhuriyetimizin 100.kuruluş yıldönümü olan 2023 yılında dünya ticaretinden aldığı payı %0,8’den %1,5’a çıkarmayı ve 500 milyar dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla vizyonu içinde önemli. Çünkü Türkiye bu sayede dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olacak. Bu nedenle hükümetin hedefi 2023 yılında 100 bin ihracatçı firma sayısına ulaşmak.
Bu hedefler doğrultusunda gerek ekonomi yönetimi gerekse özel sektörün küresel dalgalanmalara rağmen gösterdiği performans oldukça dikkat çekici kur tartışmaları yüksek maliyetler gibi sorunlara rağmen artık dünyanın her yerinde Türk ihracatçılarının ayak izleri var. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin yedi aylık verilerine göre Türkiye 236 ülkeye 11 bin 717 çeşit mal ihraç ediyor.
Büyük Değişim
Türkiye 1980’lerdeki ihracata dayalı büyüme modeline geçtikten sonra ilk etapta geleneksel ürünlerini kısmen yakın pazarlara, önemli ölçüde Avrupa Birliği’ne ihraç etmeye başladı. Bu dönemde tarım, madencilik sektörlerinin yanı sıra tekstil-hazır giyim-beyaz ve kahverengi eşya sektörleri ön plana çıktı. 1995 yılında AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği ile ihracatçılar kendilerini önemli bir rekabet ortamı içinde buldular. Türkiye otomotiv, tekstil, hazır giyim sektörlerinde dünyaca ünlü markaların üretim üssü haline gelmeye başladı. 2000’li yıllar ise Türkiye’nin ihracat stratejisi açısından, daha farklı sektörlere ve farklı hedef pazarlara yönelme arayışının öne çıktığı bir dönem oldu. Ancak 2001 krizi, siyasi istikrarsızlıklar, farklılaşan ekonomi politikaları da ihracatçıların en çok yakındıkları sorunlardı. Nitekim 2002 yılında 36 milyar dolara ulaştı. Bu artışta sağlanan siyasi ve ekonomik istikrar Anadolu illerinin ihracatçı kent haline gelmesinde etkili oldu. Özel sektörün başlattığı Anadolu’ya yatırım seferberliği de bu ivmeyi hızlandırdı. Nitekim günümüzde 1 milyar dolar ihracat yapan il sayısı 14’ü buldu.
İllerimizin ihracat potansiyeline bakıldığında, özellikle sınır illerimizde o bölgedeki komşu ülkelere ihracat yapan çok sayıda firmanın varlığı dikkat çekiyor. Bu firmaların çoğu Türkiye’de üretilen ürünleri başta İran, Irak, Suriye ve diğer Arap coğrafyasına kolaylıkla ihraç ediyor.
Bugünkü Durum
TİM ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın verilerine bakıldığında geleneksel pazarlarda 2011 yılında çok başarılı bir performans görülüyor. Buda Türkiye’nin hem geleneksel pazarlarındaki ağırlığını koruduğunu hem de farklı pazarlara da yöneldiğini gösteriyor. Nitekim TİM verilerine göre ilk 7 ay itibariyle Almanya’ya %32, İtalya’ya %34, İngiltere’ye %20, Fransa’ya %13 ihracat artışı sağlandı. Bu arada Türkiye’nin krizdeki Yunanistan’a bile ihracatı yılın ilk 7 ayında %16 arttı.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, yeni pazarlar konusunda ise şu bilgiyi veriyor;
“Öte yandan son yıllarda ön plana çıkan pazarlarımızı Rusya, Irak, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suriye gibi Ortadoğu ve yakın coğrafyamız ile Afrika pazarı olarak ifade edebiliriz. Irak’a ihracatımız yılın ilk 7 ayında %36, Rusya’ya ihracatımız %38 İran’a ihracatımız %31, Birleşik Arap Emirlikleri’ne %32, Suudi Arabistan’a %14, İsrail’e %21, Suriye’ye %1,Fas’a %46 arttı.
İhracatın Yapısı Da Değişiyor
DTM’nin geçen yıl yayınladığı Dış Ticaret Yeni Rotalar başlıklı araştırması Türkiye’nin ihracatta sadece rotayı değil ürün türlerini de farklılaştırdığını da ortaya koyuyor. DTM’nin araştırmasında dikkat çeken bir başka nokta ise Türkiye’nin mevcut koşullarda ihracatını %30 daha arttırma potansiyelinin olması. İhracat miktarı yerine kişi başına düşen ihracat miktarına bakıldığında ise Türkiye’nin ihracatını %23 arttırma şansı olduğu görülüyor.
DTM raporunda Türkiye’de ihracatın yapısının değişimi şöyle özetleniyor;
“Türkiye’nin 1995 yılında ihracatının önemli bir kısmı emek yoğun sektörlerce gerçekleştirilmiş ve makine sektörünün ihracat içindeki payı da oldukça sınırlı kalmıştır. Ancak 2009’a gelindiğinde otomotivi de içine alacak şekilde gösterilen makine sektörü, Türkiye’nin ihracatının ciddi bir kısmını teşkil eder hale geldi. Böylece makine sektörünün payı emen yoğun sektörlerin payını geçti. Öte yandan 2002 yılında toplam ihracat içinde doğal kaynağa dayalı ve düşük teknoloji ürünlerin payı %63’idi. Bu oran geçtiğimiz yıl %56’ya düştü. Buna karşılık toplam ihracatta orta ve yüksek teknolojinin payı %44’e ulaştı.”
Bu değişimi Türkiye’nin ihracatını en çok arttırdığı ülkelerle ticarette de görmek mümkün. Örneğin Türkiye bugün Azerbaycan’a 869, Irak’a 844, Bulgaristan’a 712, Mısır’a 514 çeşit ürün satıyor. Ancak Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri ile Amerika kıtasına rekabetçi ürün sayısını arttırması gerekiyor.
DTM’nin raporunda görülen bir başka ilginç nokta ise Türkiye’nin 2004-2009 yılları arasında ihracatta rekabetçi ürün sayısını hızla arttırması. Nitekim rekabetçi ürün sayısını %25’in üzerinde artan birçok farklı hedef Pazar bulunuyor. Arjantin, Tayland, Endonezya, Hong-Kong, Bangladeş, Kolombiya, Brezilya, Ekvator ve Peru bu kategoride başı çekiyor.
Firmaların Koştukları Pazarlar DTM’nin araştırmasında Türk ihracatçısı için popülaritesi en çok artan ihracat destinasyonları şöyle anlatılıyor;
“2004-2009 arasında ihracat yapan firma sayısında en fazla artışın yaşandığı ülkeler 3326 firma ile Irak, 2687 firma ile Azerbaycan ve 2566 firma ile İran oldu. 2004-2009 arasında ihracat yapan firma sayısı oransal olarak en çok artan ilk üç ülke Balarus (%290),, Libya(%178), Azerbaycan (%158) oldu. Öte yandan; Polonya, Slovenya, Macaristan, Slovakya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Belarus ve Rusya’ya olan ihracatımızda payımızı arttırabileceğimiz ortaya çıkıyor. Aynı analizin bir diğer önemli sonucu Türkiye’nin Amerika ülkelerinden Kanada ve Venezuela Peru, Kolombiya, Şili, Meksika ve Asya ülkelerinden Vietman, Çin Filipinler, Tayland, Malezya, Japonya, Kore ve Hong-Kong’un ithalatındaki payını arttırabileceğini ortaya koyması. Her ne kadar bu ülkelerle olan tamamlayıcılık değerlerimiz görece düşük ve aynı zamanda mesafe olarak Türkiye’ye uzak pazarlar olsa da, bu etkilerden arındırdıktan sonra dahi Türkiye’nin bu pazarlarda potansiyel ihracat imkanının ortaya çıkması oldukça önemli. Son olarak analiz sonuçlarından altı çizilmesi gereken husus;
Asya ülkeleri özelinde Türkiye’nin sahip olduğu ihracat potansiyelinin, Latin Amerika ülkelerine kıyasla daha fazla olduğudur.
Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi eylül 2011 sayısından alınmıştır.






