Monday, May 21st

Last update:04:20:56 AM GMT

KISA KISA:

GÜNCEL

Büyüme Nihayet İşsizliği Geri Çekti

iUzun süredir işsizlikle mücadele eden Türkiye, haziran ayı verilerine göre son 37ayın en düşük işsizlik oranını gördü. İşsizliğin azalmasında Avrupa Birliği uyum süreci gereği çalışma hayatının esnetilmesi, büyüme eğilimi ve hükümet tarafından uygulamaya konan bölgesel kalkınma planları etkili oldu. Hükümetin 2023 yılına kadarki hedefi ise işsizliğin yüzde 5 e indirilmesi, bu hedefe yönelik olarak hazırlanan Ulusal İstihdam Strateji yakında uygulanmaya başlıyor.
Türkiye Cumhuriyet tarihinin rekor işsizliğini 2001 ve 2008 krizlerinde yaşadı 2009 yılının şubat ayının işsizlik yüzde 16.1 ulaştı. 2001 yılı krizinde ise Türkiye yüzde 10.3 oranında işsizlikle karşılaşmıştı.
Geçtiğimiz nisan ayında ise TÜİK verilerine göre işsizliğin 30 ay sonra ilk kez tek gemihaneli rakama yani yüzde 9.9 a gerilediği görüldü. Mayıs ayı verileri ise yüzde 9.4 oranında işsizliğe işaret ediyordu. TÜİK in haziran ayı rakamlarına göre ise işsizlik yüzde 9.2 ye düştü. Bu oran son 37 ayın en düşük işsizlik oranı oldu.

İşsizliğin olumsuz dünya koşullarına rağmen azalma eğilimine girmesinin başlıca üç nedeni var. Bunlardan iki AB uyum süreci gereği 2003 yılında başlayarak çalışma hayatının esnekleştirilmesi. İkincisi ise hükümetin bölgesel kalkınma planları ile devreye soktuğu teşvikler ve mesleki eğitim programları. İşsizliğin azalma işareti vermesinin bir diğer önemli nedeni de Türkiye’nin olumsuz koşullara rağmen rekor seviyede büyümemsi.  Hükümetin bundan sonraki hedefi ise yeni politikalarla 2023 yılına kadar işsizlik oranı yüzde 5 e çekebilmek.

isci_kadinAB Uyumu Etkiledi

İşsizliğin azalmasında ilk etken olarak AB iyim sürecinde 2003 yılında başlayarak çalışma hayatında esnek çalışmayı getiren uygulamaların yasallaşması gösteriliyor. 2003 yılında İş yasasında yapılan değişiklikte esnek çalışma ile ilgili maddeler yer aldı. Kısa çalışma, belirli süreli şu sözleşmesi gibi uygulamalar çalışma hayatına girerken, fazla çalışma kavramı da esnek hale getirildi. Geçici iş ilişkisi de getirilen yeni düzenlemelerden biriydi. Bu uygulamaların işverenler açısından işçi alımını kolaylaştırdığı belirtilen, işçi sendikaları da bu uygulamaların çalışan açısından hak kaybı olduğunu savunuyor.
Hükümetin, uygulamaya koyduğu çeşitli bölgesel kalkınma projeleri ve bu projeler aracılığı ile AB-Dünya Bankası desteği sağlanması da bölgesel yatırımları canlandırdı. Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Planı, Doğu Anadolu Projesi, GAP’ın tamamlanması için gerçekleştirilen kaynak aktarımı istihdamı canlandıran faktörler oldu, öte yandan hükümet Adıyaman,  Ağrı, Aksaray, Amasya, Ardahan, Artvin, Bartın, Batman, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Çanakkale (Bozcaada ve Gökçeada İlçeleri), Çankırı, Çorum, Diyarbakır, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Giresun, Gümüşhane,, Hakkari, Iğdır, Kahramanmaraş, Karabük, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırıkkale, Kırşehir , Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Nevşehir, Niğde, Ordu, Osmaniye, Rize, Samsun, Siirt, Sinop, Sivas, Şanlıurfa, Şırnak, Tokat, Trabzon, Tunceli, Van, Yozgat, Zonguldak, illerini birinci derecede kalkınmada öncelikli iller arasına aldı.

Hızlı Büyüme

2010 yılında güçlü bir toparlanma gösteren Türkiye ekonomisi 2011 in ilk yarısında da beklentilerin üzerinde bir performans sergiledi. Bu nedenle Türkiye, performansıyla bütün dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. TÜİK verilerine göre 2011 yılı Ocak Mart döneminde GSYH yüzde 11 arttı. Türkiye böylece ilk çeyrek itibariyle dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi oldu. Türkiye’yi  yüzde 9.9’la Arjantin ve 9.7’yle Çin takip etti. İkinci çeyrek verilere göre de Türkiye büyümede dünya ikincisi Avrupa da ise en çok büyüyen ülke oldu. Türkiye’nin yılın ilk yarısı itibariyle büyüme oranı ise yüzde 10.2 oldu. Aslında Türkiye 2001 krizinin ardından 2008 krizi hariç sürekli bir büyüme temposu içinde bulunuyor. Hatırlanacağı gibi Türkiye 2001 krizi sonrası yüzde 5.2 oranında küçülmüştü. Dönemin koalisyon hükümetinin uygulamaya koyduğu ekonomik program ve AK Parti hükümetinin bu programı istikrar içinde sürdürmesi, ekonominin hızla bir büyüme sürecine girmesine neden oldu.
2008 küresel krizinin etkisiyle yüzde13,8 oranında küçülen ekonomi 2010 da yüzde 8.9 büyüdü.

isci_adamİhracatın Etkisi

Nitekim Türkiye İhracatçılar Meclis Başkanı (TİM) Mehmet Büyükekşi, işsizlik rakamlarında görülen düzelmenin büyümeyle bağlantılı olarak ihracat sayesinde gerçekleştiğini söylüyor. Büyükekşi, “Türkiye büyümeyle hem yeni arz olunan iş gücüne istihdam sağlıyor hem de mevcut işsiz havuzunu küçültüyor. Türkiye’nin uzun vadeli büyüme ve yatırım perspektifi için de yapısal bir dönüyüm görüyoruz. Gecen yıla göre değişime bakıldığında sanayide 161 bin yeni istihdam artışı sağlandığı ortaya çıkmıştır. Bu rakam Türkiye İhracatçılar Meclisinin her çeyrek açıkladığı İhracat Eğilim Anketi sonuçları ile de paralellik arz etmektedir. İhracatçılarımız, 2011 yılını son derece başarılı bir şekilde geçiriyorlar. İlk 8 ayda yakalanan yüzde 22 oranında ihracat artışı, ihracatçılarımızın çeşitli pazarlarda yaşanan sorunlara ve gelişmiş ekonomilerde yaşanan kriz ortamına rağmen son derece başarılı bir performans ortaya koyduklarını göstermektedirler. İhracatçılarımız, üretim olanaklarını arttırmış, yeni yatırımları devreye sokmuş, istihdama da pozitif anlamda katkıda bulunmuşlardır.” diyor.

Ulusal İstihdam Projesi

Bu gelişmelerin ışığında hükümet işsizlikle daha etkin mücadele edebilmek için Ulusal İstihdam Projesi’ni devreye sokmaya hazırlanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Meclis’te açıkladığı 61. Hükümet Programına göre, meslek edindirmek amacıyla her yıl ortalama 1,5 milyar lira harcanacak. Uzmanlaşmış Meslek edindirme Merkezleri (UMEM) projesi ile 5 yılda 1 milyon işsiz eğitimden geçirilerek, işe yerleştirilecek. Hükümet, işsizliği kalıcı bir şekilde çözmek üzere 22 somut hedef ve 102 tedbirden oluşan İstihdam Stratejisi uygulayacak. 4 ana ayaktan oluşan strateji eğitim-istihdam ilişkisinin güçlendirilmesi, işgücü piyasasının esnekleştirilmesi, kadınlar, gençler ve dezavantajlı grupların istihdamı, istihdam sosyal koruma ilişkisinin güçlendirilmesi olarak belirlendi.
Bu çerçevede getirilen yeniliklerden biri de “Meslek Danışmanı” sistemi. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR)’a kayıtlı her işsizin bir iş ve meslek danışmanı olacak. Bu danışmanlar mesleksiz tüm iş ve iş arayanlara mesleğe yönlendirme ve iş bulma hizmeti sunacak. Bu amaçla İŞKUR 2011 yılında 2 bin 2012 yılında 2 bin olmak üzere toplam 4 bin sözleşmeli İş ve Meslek Danışmanı istihdam edecek.

Vergi Yükü Optimum Düzeye Getirilmeli

Seçim sürecinin ardından başlayan Ulusal İstihdam Stratejisi çalışmalarıyla istihdam politikalarına yönelik temel eksenlerin tespit edildiğini söyleyen Sosyal Güvenlik Uzmanı aşar Taşdemir ise süreci şöyle değerlendiriyor;
“Kıdem tazminatı fonu kurulması, esmen çalışmanın önünün açılmamsı, bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilmesi, mesleki eğitimin özel sektöre devredilmesi, kadınlara çocuk bakım desteğinin getirilmesi ve genç istihdama pirim indiriminin devamına yönelik çalışmalarının yürütülmesi Ulusal İstihdam Stratejisi’nin temel hedefleri olarak gözüküyor. Tespit edilen temel hedefleri aktif ve pasif işgücü politikalarıyla birlikte değerlendirmek gerek. Burada unutulmaması gereken temel uygulamalardan biri de istihdamın üzerindeki vergi yüklerinin optimum düzeye getirilmesi. Bölgesel asgari ücret uygulamasına geçilmesi sürecinde bu çalışmanın da beraberinde yürütülmesi kanaatindeyim. Siyasi karar mekanizmasının yapısal reformlardaki kararlılığı ile işsizlik politikalarında yol alınacağını düşünüyorum.

49.4 Milyarlık Fon Ayrıldı

Hükümet devreye sokacağı Ulusal İstihdam Strateji için, İşsizlik Sigortası Fonunda biriken 49.4 milyar liralık kaynağın önemli bölümünü değerlendirmeyi planlıyor. Buna göre işsizlikle mücadelede şu önlemler alınacak.

Mesleki Eğitime Teşvik

Mesleki eğitim programları hem teşvik edilecek. Mesleki eğitim programları sürdüğü 6 ay boyunca katılımcı gençlere ücret verilecek. İŞKUR’un organize edeceği programlar kapsamanda  yılda 200 bin kişi olmak üzere beş yılda toplam 1 milyon kişinin eğitilmesi hedefleniyor. İŞKUR’a mesleki eğitim programının daha etkili olmamsı için kaynak aktarılacak,2009-2011 Mart döneminde mesleki eğitim programlarına 363 bin kişi katılmıştı. Bunların yaklaşık 84 binine istihdam sağlandı. Eğitimler için toplam 465 milyon lira kaynak kullanıldı. Mesleki eğitime ayrılan 1.4 milyar liranın tamamını 2011 sonuna kadar kullanılacak.

İstihdam Yükü Azalacak

İşletmelerin üzerindeki istihdam yükünü azaltacak çalışmaların artırılmasına karar verildi. Bunun için şirketlere yönelik istihdam odaklı bir teşvik sistemi hazırlanacak. Kadın istihdamını artırmaya yönelik olarak şirketlerde çocuk bakımevleri ve kreş bulundurulması için teşvik verilecek.
Farklı başlıklar altında toplanan istihdam teşvikleri tek kalemde toplanacak. Kadın ve gençlerin istihdamında kademeli prim teşviki, 5 puanlık prim indirimi, özürlülere prim desteği gibi uygulamalar tek çatı altında toplanacak. Böylece, teşviklerin istihdama katkısı artırılmış olacak.

Halen uygulamakta olan kanuna göre şirketlere yarattıkları istihdam için 5 puanlık prim indirimi var. Bu uygulama devam edecek Özürlü vatandaşların priminin hazine tarafından ödendiği sitem devam edecek.

50 Bin Geçici İşçi Alınacak

İŞKUR’a kayıtlı işsizler arasından Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki 23 şehirde 6 ay çalışacak 50 bin geçici işçi alınacak.
İş bulmakta güçlük çeken kadınlar, gençler ve özürlüler gibi dezavantajlı grupların istihdamına öncelik verilecek. Kadınların çalışma hayatına katılımını artırmak için çocuk bakımevleri ve kreşler devreye sokulacak.

Özel Teşvik Verilecek

Doğu ve Güneydoğu’daki 20 il,ilçeleri ile birlikte istihdam açısından özel teşvik kapsamına alınacak.

Taşeron Koşulları

Taşeron çalışan işçilerin tatil imkanı, çalışma saati ve tazminat hakları bulunmuyor. Taşeron işçilere örgütlenme başta olmak üzere bu tür sosyal haklara sahip olmalarının yolu açılacak.

Dört Konuttan Üçünün Deprem Sigortası Yok

evTürkiye’de zorunlu deprem sigortası kapsamına giren 13 milyon konutun sadece 3,5 milyonunun poliçesi var. Bu sayıyı orta vadede 5,5 milyona çıkarmayı hedefleyen Doğal Afet Sigortaları Kurumu (DASK) yarışmalar düzenliyor, tanıtım çalışmaları yapıyor ve sosyal ağlarla sigortalılara ulaşmaya çalışıyor.


Konutlarda Zorunlu Sigorta


Zorunlu deprem sigortası ile sigortalı binalarda doğrudan neden olacağı maddi zararlar poliçede yazılı sigorta bedeline kadar teminat altına alıyor. Bu sigorta teminatı DASK tarafından sunulan ancak poliçe üretimi yetkili sigorta şirketleri ve acentelerince yapılan zorunlu bir sigorta olup, depremin meskenlerde neden olduğu maddi hasarlara karşı teminat sağlıyor. Zorunlu deprem sigortası yaptıran konut sahipleri ayda ortalama 12 TL ödeyerek evlerini güvenceye alabiliyor.


Ancak Türkiye’de zorunlu deprem sigortası kapsamına giren 13 milyon konutun sadece 3,5 depremmilyonunun poliçesi var. DASK, bilinçlendirme çalışmaları ile  zorunlu deprem sigortası kapsamına giren 13 milyon konutun sadece 3,5 milyonunun poliçesi var. DASK bilinçlendirme çalışmaları ile zorunlu deprem sigortası poliçesine sahip konut sayısını orta vadede 5,5 milyona çıkarmayı hedefliyor. Bunun için de yarışmalar düzenliyor, tanıtım çalışmaları ve sosyal ağlarla sigortalılara ulaşmaya çalışıyor.


Şehirler Yarışıyor


DASK zorunlu deprem sigortalı konutların sayısını arttırtmak için başlattığı ‘Şehirler Yarışıyor. Sigortalılar Kazanıyor’ yarışmasıyla deprem güvenceli hayatı teşvik ediyor. Türkiye’nin 81 ilini kapsayan yarışma kapsamında 2011 yılsonu sonuçlarına göre zorunlu deprem sigortasında en yüksek sigortalılık oranına ulaşan, bir önceki yıla göre en yüksek poliçe artış oranını kaydeden ve en iyi teşvik kampanyasını yürüten iller ödüllendirilecek.


DASK, Şehirler Yarışıyor, Sigortalılar Kazanıyor yarışmasının her üç kategorisindeki birincilerine DASK Güvenli Hayat Parkı armağan edecek. Tüm vatandaşların yararlanması için kent merkezine inşa edilecek parklar oyun grubu, yürüyüş parkuru ve yeşil alanın yanı sıra deprem ve zorunlu deprem sigortasıyla ilgili eğitim materyalleri de içerecek. Yarışmanın her üç kategorisinde ikinci ve üçüncü olan illerin İl Afet ve Acil Durum Müdürlükleri’ne ise depremle ilgili çalışmalarda kullanılmak üzere malzeme yardımı yapılacak.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi eylül 2011 sayısından alınmıştır.

236 Ülkeye 11 Bin 717 Farklı Mal Satıyoruz

dnyaTürkiye 236 ülkeye 11 bin 717 çeşit mal ihraç ediyor. İhracat rotasını dünyanın farklı noktalarına yönelten ihracatçılar, üretim yapılarını da değiştiriyor. 2002 yılında toplam ihracat içinde doğal kaynağa dayalı ve düşük teknoloji ürünlerin payı %63’tü. Bu oran geçtiğimiz yıl %56’ya düştü. Buna karşılık toplam ihracatta orta ve ileri teknoloji ürünlerin payı %44’e yükseldi.

1980’li yıllarda ihracat seferberliğine başlayan Türkiye, Cumhuriyetimizin 100.kuruluş yıldönümü olan 2023 yılında dünya ticaretinden aldığı payı %0,8’den %1,5’a çıkarmayı ve 500 milyar dolarlık Gayri Safi Yurtiçi Hasıla vizyonu içinde önemli. Çünkü Türkiye bu sayede dünyanın ilk 10 ekonomisinden biri olacak. Bu nedenle hükümetin hedefi 2023 yılında 100 bin ihracatçı firma sayısına ulaşmak.
Bu hedefler doğrultusunda gerek ekonomi yönetimi gerekse özel sektörün küresel dalgalanmalara rağmen gösterdiği performans oldukça dikkat çekici kur tartışmaları yüksek maliyetler gibi sorunlara rağmen artık dünyanın her yerinde Türk ihracatçılarının ayak izleri var. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin yedi aylık verilerine göre Türkiye 236 ülkeye 11 bin 717 çeşit mal ihraç ediyor.

Büyük Değişim

Türkiye 1980’lerdeki ihracata dayalı büyüme modeline geçtikten sonra ilk etapta geleneksel ürünlerini kısmen yakın pazarlara, önemli ölçüde Avrupa Birliği’ne ihraç etmeye başladı. Bu dönemde tarım, madencilik sektörlerinin yanı sıra tekstil-hazır giyim-beyaz ve kahverengi eşya sektörleri ön plana çıktı. 1995 yılında AB ile gerçekleştirilen Gümrük Birliği ile ihracatçılar kendilerini önemli bir rekabet ortamı içinde buldular. Türkiye otomotiv, tekstil, hazır giyim sektörlerinde dünyaca ünlü markaların üretim üssü haline gelmeye başladı. 2000’li yıllar ise Türkiye’nin ihracat stratejisi açısından, daha farklı sektörlere ve farklı hedef pazarlara yönelme arayışının öne çıktığı bir dönem oldu. Ancak 2001 krizi, siyasi istikrarsızlıklar, farklılaşan ekonomi politikaları da ihracatçıların en çok yakındıkları sorunlardı. Nitekim 2002 yılında 36 milyar dolara ulaştı. Bu artışta sağlanan siyasi ve ekonomik istikrar Anadolu illerinin ihracatçı kent haline gelmesinde etkili oldu. Özel sektörün başlattığı Anadolu’ya yatırım seferberliği de bu ivmeyi hızlandırdı. Nitekim günümüzde 1 milyar dolar ihracat yapan il sayısı 14’ü buldu.

İllerimizin ihracat potansiyeline bakıldığında, özellikle sınır illerimizde o bölgedeki komşu ülkelere ihracat yapan çok sayıda firmanın varlığı dikkat çekiyor. Bu firmaların çoğu Türkiye’de üretilen ürünleri başta İran, Irak, Suriye ve diğer Arap  coğrafyasına kolaylıkla ihraç ediyor.

Bugünkü Durum

TİM ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın verilerine bakıldığında geleneksel pazarlarda 2011 yılında çok başarılı bir performans görülüyor. Buda Türkiye’nin hem geleneksel pazarlarındaki ağırlığını koruduğunu hem de farklı pazarlara da yöneldiğini gösteriyor. Nitekim TİM verilerine göre ilk 7 ay itibariyle Almanya’ya %32, İtalya’ya %34, İngiltere’ye %20,  Fransa’ya %13 ihracat artışı sağlandı. Bu arada Türkiye’nin krizdeki Yunanistan’a bile ihracatı yılın ilk 7 ayında %16 arttı.
TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, yeni pazarlar konusunda ise şu bilgiyi veriyor;
“Öte yandan son yıllarda ön plana çıkan pazarlarımızı Rusya, Irak, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suriye gibi Ortadoğu ve yakın coğrafyamız ile Afrika pazarı olarak ifade edebiliriz. Irak’a ihracatımız yılın ilk 7 ayında %36, Rusya’ya ihracatımız %38 İran’a ihracatımız %31, Birleşik Arap Emirlikleri’ne %32, Suudi Arabistan’a %14, İsrail’e  %21, Suriye’ye %1,Fas’a %46 arttı.

İhracatın Yapısı Da Değişiyor

DTM’nin geçen yıl yayınladığı Dış Ticaret Yeni Rotalar başlıklı araştırması Türkiye’nin ihracatta sadece rotayı değil ürün türlerini de farklılaştırdığını da ortaya koyuyor. DTM’nin araştırmasında dikkat çeken bir başka nokta ise Türkiye’nin mevcut koşullarda ihracatını %30 daha arttırma potansiyelinin olması. İhracat miktarı yerine kişi başına düşen ihracat miktarına bakıldığında ise Türkiye’nin ihracatını %23 arttırma şansı olduğu görülüyor.
DTM raporunda Türkiye’de ihracatın yapısının değişimi şöyle özetleniyor;
“Türkiye’nin 1995 yılında ihracatının önemli bir kısmı emek yoğun sektörlerce gerçekleştirilmiş ve makine sektörünün ihracat içindeki payı da oldukça sınırlı kalmıştır. Ancak 2009’a gelindiğinde otomotivi de içine alacak şekilde gösterilen makine sektörü, Türkiye’nin ihracatının ciddi bir kısmını teşkil eder hale geldi. Böylece makine sektörünün payı emen yoğun sektörlerin payını geçti. Öte yandan 2002 yılında toplam ihracat içinde doğal kaynağa dayalı ve düşük teknoloji ürünlerin payı %63’idi. Bu oran geçtiğimiz yıl %56’ya düştü. Buna karşılık toplam ihracatta orta ve yüksek teknolojinin payı %44’e ulaştı.”

Bu değişimi Türkiye’nin ihracatını en çok arttırdığı ülkelerle ticarette de görmek mümkün. Örneğin Türkiye bugün Azerbaycan’a 869, Irak’a 844, Bulgaristan’a 712, Mısır’a 514 çeşit ürün satıyor. Ancak Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Asya ülkeleri ile Amerika kıtasına rekabetçi ürün sayısını arttırması gerekiyor.

DTM’nin raporunda görülen bir başka ilginç nokta ise Türkiye’nin 2004-2009 yılları arasında ihracatta rekabetçi ürün sayısını hızla arttırması. Nitekim rekabetçi ürün sayısını %25’in üzerinde artan birçok farklı hedef Pazar bulunuyor. Arjantin, Tayland, Endonezya, Hong-Kong, Bangladeş, Kolombiya, Brezilya,  Ekvator ve Peru bu kategoride başı çekiyor.
Firmaların Koştukları Pazarlar DTM’nin araştırmasında Türk ihracatçısı için popülaritesi en çok artan ihracat destinasyonları şöyle anlatılıyor;

“2004-2009 arasında ihracat yapan firma sayısında en fazla artışın yaşandığı ülkeler 3326 firma ile Irak, 2687 firma ile Azerbaycan ve 2566 firma ile İran oldu. 2004-2009 arasında  ihracat yapan firma sayısı oransal olarak en çok artan ilk üç ülke Balarus (%290),, Libya(%178), Azerbaycan (%158) oldu. Öte yandan; Polonya, Slovenya, Macaristan, Slovakya, Litvanya, Çek Cumhuriyeti, Belarus ve Rusya’ya olan ihracatımızda payımızı arttırabileceğimiz ortaya çıkıyor. Aynı analizin bir diğer önemli sonucu Türkiye’nin Amerika ülkelerinden Kanada ve Venezuela Peru, Kolombiya, Şili, Meksika  ve Asya ülkelerinden Vietman, Çin Filipinler, Tayland, Malezya, Japonya, Kore ve Hong-Kong’un ithalatındaki payını arttırabileceğini ortaya koyması. Her ne kadar bu ülkelerle olan tamamlayıcılık değerlerimiz görece düşük ve aynı zamanda mesafe olarak Türkiye’ye uzak pazarlar olsa da, bu etkilerden arındırdıktan sonra dahi Türkiye’nin bu pazarlarda potansiyel ihracat imkanının ortaya çıkması oldukça önemli. Son olarak analiz sonuçlarından altı çizilmesi gereken husus;
Asya ülkeleri özelinde Türkiye’nin sahip olduğu ihracat potansiyelinin, Latin Amerika ülkelerine kıyasla daha fazla olduğudur.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi eylül 2011 sayısından alınmıştır.

Yılda 6.5 Milyar Liraya Düğün Dernek Kuruluyor

gelinlikEvlilik süreci nişan yüzüklerinin satın alınmasıyla başlıyor. Sonrasında ise liste; nikah işlemleri, düğün mekanı seçimi, gelinlik, damatlık, balayı diye devam ediyor. Türkiye’de her yıl ortalama 650 bin çift evleniyor.  Düğün maliyeti ise en az 10 bin TL olarak hesaplanıyor. Bu da milyar TL’lik bir ‘evlilik pazarı’ yaratıyor.

Her yıl ortalama 650 bin çiftin evlendiği Türkiye’de, düğün maliyeti de en az 10 bin lira olarak hesaplanıyor.  Bunun da 6.5 milyarlık bir Pazar yarattığı belirtiliyor. Çiftler düğünlerine hayatlarında bir kere gerçekleşecek bir organizasyon olarak baktığı için bütçelerinin elverdiğinin en iyisini gerçekleştirmeye çalışıyor.

Dolayısıyla pek çok sektör, ev kurma ve kutlama harcamalarından payına düşeni alıyor. Tabi ki evlilik süreci nişan yüzüklerinin satın alınmasıyla başlıyor.
Sonrasında ise liste; alyans nikah işlemleri , düğün mekanı seçimi, gelinlik, damatlık, diye devam ediyor. Sadece gelinlik sektörünün büyüklüğü 500 milyon dolara ulaşmış durumda. Seri  üretime geçen şirketler ihracat da yapıyor ve bu alanda Türkiye’nin toplam ihtiyacının 70-80 milyon dolar olduğu tahmin ediliyor.
Satın alınacak kalemler o kadar çok artıyor ki, hedef; hem güzel hem uygun bütçeli bir düğün gerçekleştirmek oluyor.

Ev Fiyatına Düğün Mekanı


Düğünlerin en büyük masraf kalemini genelde düğün mekanları oluşturuyor. Birde elegant  bir mekanda yemekli bir düğün yapılıyorsa kesenin ağzını biraz açmak gerekiyor. Hatta bu bedellerle  lüks bir araba veya ortalama bir semtte ev alabilmek mümkün. Fiyatta alkollü içki, süslemeler, fotoğraf ve düğün pastası gibi ekstralar dahil oluyorsa fiyat daha da artıyor. İstanbul’da tekne düğünleri kişi başı 40 TL’den, Boğaz kenarı mekanlar 60TL’den, kır düğünü mekanları da ortalama 50TL’den düğün gruplarına hizmet veriyor. Bu fiyatlarda davetli sayısı arttıkça kişi başı fiyatlar daha makul seviyelere geriliyor. Mesela 100 kişilik bir düğün ile 300 kişilik bir düğün için uygulanan fiyatlar daha farklı oluyor.


Genelde 5 yıldızlı otel düğünleri ise kişi başı 90TL’den başlayıp 200-250 TL’ye kadar çıkabiliyor.

Tarihi mekan ve saraylarda düğün yapmak için Milli Saraylar ile görüşmek gerekiyor. Saray bahçelerindeki düğünlerde catering hizmeti için ayrıca bir firma ile anlaşmak ve mekan kirası olarak 4 bin TL ile 25 bin TL arasında değişen kira bedelini, organizasyon öncesi Milli Saraylara ödemek gerekiyor.

Hikaye Fotoğrafçılığı

Son yılların  beklide en gelişen ve değişen düğün hizmeti düğün fotoğrafçılığı. Artık çiftle;stüdyoda photoshopla iliştirilmiş bir deniz silueti yerine; doğal mekanlarda, doğal karelere konu olmak istiyor. Yeni bir isim bile verdiler düğün fotoğrafçıları yaptıkları bu işe; “Hikaye Fotoğrafçılığı”

Stüdyo çekimleri için 500 TL ile 750 TL arası fiyat istenirken hikaye fotoğrafçılığı da 1.500 TL’den başlıyor. Düğün çekimleri için ünlü isimlerle çalıştığı takdirde  fiyat 2.500-3.000 bin dolara kadar çıkabiliyor.

Organizatör, Yükü Hafifletiyor

Düğünlerin, 20-25 kalem ile planlanan büyük bir organizasyon olduğu düşünülürse, düğün organizatörlerin, düğün sahiplerinin yükünü en çok azaltanlar olduğu söylenebilir. Düğün organizasyon hizmetlerinde kişi başı fiyat uygulanıyor. Sadece süsleme bazında istenen minimum kişi başı fiyatlar 10 TL’den başlıyor. Verilen hizmet arttıkça orta büyüklükte bir düğünün mekan girdirmesi kişi başı 35-50 TL. yi bulabiliyor.

Gerçek Pasta Yerine Maket

Son yıllarda çok katlı pasta maliyetinden kurtarmak isteyen pasta profesyonelleri,pasta düğün pastası maketini icat etti. Gerçek pasta gibi görünen 6-7 katlı bir pasta, gelin ve damadın önüne servis ediliyor.böylece düğün pastası süsleme masrafından feragat edilmiş olunuyor.
Tabi maket yerine şık, çok katlı ve gerçek bir pasta isteyen çiftlerin sayısı da oldukça fazla ve onların isteklerine sadece pastaneler değil  özel tasarım çalışan butik pastacılarda cevap veriyor. Çok katlı veya tek katlı pastalar dilim üzerinden fiyatlandırılıyor. Kaliteli bir düğün pastası dilimi genelde minimum 8-9 TL’den başlıyor.

sacGelin Saçı 750 TL’den Başlıyor

Gelinlikten sonra gelinlerin en çok kafa yorduğu diğer bir konuda saç ve makyaj şekilleri. Artık gelin adayları düğün günü istemedikleri bir modelle karşılaşmamak için düğünden önce saç ve makyaj provalarını yaptırıyor. İstanbul’da isim yapmış bir kuaförde gelin saçını yaptırmak 750 TL’den başlıyor ve kuaför tanınırlığına göre 2 bin TL.ye kadar çıkabiliyor. Genelde gelin saçı ve makyajı bir arada teklif veriliyor.

Balayının yurt dışı tercihi açık ara ile tropikal adalar oluyor. Maldivler gibi bir destinasyonda yapılacak balayı paketleri; minimum kişi başı uçak ve otel de dahil 1.000 Euro’dan başlıyor, 4bin Euro’ya kadar çıkabiliyor.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi nisan 2011 sayısından alınmıştır.

Turizmde Hedef 2008 Çatısını Aşmak

turzmmTürkiye’nin bu yıl hem turizm gelirlerinde hem de turist sayısında artış bekleniyor. Turizmciler sezonda 30 milyon turist ve 22.5 milyar Amerikan Doları turizm geliri hedefliyor. Hedefleri tuttuğu takdirde, 22 milyar dolar döviz girdisi sağlanan 2008 yılını geçmiş olacaklar.
Dünya turizminde ilk beşe girmeye hazırlanan Türkiye 2009 ve 2010 yılında, turist sayısındaki artışa rağmen , turizm gelirlerinde azalma ile kapatmıştır. Geçen yıl Türkiye’ye gelen turist sayısı 28.6 milyona ulaşmış, yıllık döviz girdisi ile 21.2 milyar dolardan 20.8 milyar dolara gerilemişti. 2008 yılında ise Türkiye’nin turizm gelirleri 22 miyar dolardı. Ancak bu yıl turizmciler umutlu. Turizm sezonunda 30 milyon turist ve 22.5 milyar Amerikan Doları turizm geliri hedefliyorlar. Turizmcileri 2011 için olumlu beklentilere yönelten üç faktör var. Bunlardan ilki yılın ilk aylarında uluslar arası turizm fuarlarında Türkiye’nin en çok tercih edilen varış noktalarından biri olarak gösterilmesi: Olumlu beklentileri kuvvetlendiren ikinci faktör Dünya Turizm Örgütü’nün 2011 için turizmde büyüme öngörmesi, üçüncü ise yılın üç ayında Ortadoğu ve Magrep Ülkelerindeki  siyasi gelişmelerle rezervasyonların Türkiye’ye kayması. Bu faktörler  olumlu etkisini devam ettirdiği takdirde  Türkiye bu yıl turizm gelirlerinde  2008 yılındaki 22 milyon dolar çıtasını geçecek. Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Birliği (TUROB) Başkanı Timur Bayındır, bu yıl turistik amaçla gelen ziyaretçi sayısının 30 milyona ulaşacağını söylüyor. Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy’da 2011 yılında 2010 yılından daha iyi sonuçlar elde edeceklerini söyleyerek, “Bu yıl 30 milyon turist ve 22,5 milyar dolarlık turizm geliri ile kapatmayı hedefliyoruz” diyor.

Krizlere Rağmen Trend Yükseliyor

TUROB  Başkanı turizm sektörünün, son 10  yılda global ekonomik kriz, kül bulutu krizi gibi yaşanan bazı olumsuzluklara rağmen her yıl artan bir yükseliş trendinde olduğunu söylüyor. Bu trendin, Türkiye’nin dünya turizm liginde turist sayısında 7’inci, döviz girdisinde 8’inci sırada olmasının elde edilen başarı ile tescillendiğini hatırlatan Bayındır, beklentilerini şöyle anlatıyor.  “Hedefimiz dünya turizm liginde ilk 5 ülke arasında yer almaktır. Bu hedefe ulaşmak için , Kültür Turizm Bakanlığı başta olmak üzere, sivil toplum örgütleri, özel sektör ve ilgili tüm kurumlar, güçlerini birleştirerek, çalışıyor.Yeter ki. Turizmin altın yumurtlayan bir tavuk olduğunun farkında olalım ve bu tavuğu kesmeyelim.”

Dünyada Beklenti Olumlu

Dünya turizm örgütü (UNWTO) verilerine göre 2010 yılında dünyada turist sayısı beklentilerin üzerinde artarak, 935 milyona ulaştı. Ortadoğu ve Asya’da yaşandı. Avrupa pazarındaki artı oranı ise sadece yüzde 3 oldu. Avrupa’daki artışın, dünya ortalamasının altında kalmasında; ağır kış şartları, kül bulutlu krize ve havaalanlarındaki grevler etkili oldu. Bu yıl ise dünya genelinde turist sayısının geçen yıla göre %4-5 oranında artacağı tahmin ediliyor.

İstanbul’un İlk Üç Ayı


İstanbul  İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün Atatürk ve Sabiha Gökçen hava limanları ile Haydarpaşa, Pendik ve Karaköy limanlarından derlediği verilere göre; 2011 yılı Ocak Mart aylarında İstanbul’a gelen yabancı sayısı geçen yılın aynı dönemine göre %18 oranında arttı.
2011 yılı ilk üç ayında İstanbul’a gelen yabancıların arasında ilk sırayı Almanlar, ikinci sırayı Ruslar, üçüncü sırayı ise İranlılar aldı. Buna göre yılın ilk üç ayında Alman ziyaretçi sayısı %10.5 Rus sayısı %7.6 İranlı sayısı %5.2, İngiliz sayısı %4.8, Fransız sayısı %4.5, İtalyan ve Amerikan sayısı %4.4 arttı.

Bu yazı İTO'nın izni ile itovizyon dergisi nisan 2011 sayısından alınmıştır.

Sayfa 1 / 3

  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »

Sayaç

Bugün 244
Dün 0
Bu Hafta 244
Geçen Hafta 0
Bu Ay 244
Geçen Ay 0
Hepsi 244

MİNİ ANKET

Derneğimiz hangi konularda etkili olmalı?






Sonuçlar